EKOIQ - "Mucize Beklemek" - Selçuk Özdil

 Geçen ayki yazımızda iklim değişikliğine inanmayanlardan söz etmiştik. Bu gruba ek olarak bir de bilimden ve teknolojiden mucize çözümler bekleyenler var. Bu gruptaki eğitimli insanlar şimdiye kadar olduğu gibi bilim ve teknolojinin yeni bir sıçramayla mucize çözümler yaratarak insanlığı bu iklim belasından kurtaracağını umuyorlar. Hatta bu konuda konferanslar veren, alımlı kapaklı iş kitapları yazarları bile var. Unutmadan hâlâ inanmayanlara National Geographic sitesinden Alaska’da alev alan metan salan göllerin videosunu seyretmeleri önerilir.

Noah Harari’nin belirttiği gibi Homo sapiens’i insandan tanrılaşmaya götüren son taşı da bilim ve teknoloji koymuştur. Evet Endüstri Devrimi’yle başlayan atlama ve sıçramalar hep bu sayede olmuştur ancak şimdi görüyoruz ki bunların hepsi de dünya kaynaklarının savurganca kullanılması ve ekolojik tahribat sonucunu meydana gelmiştir. İnternet devrimi ve bulut bilişim teknolojileri bile dev veri merkezlerinin yarattığı kirlilik ve salımlarla enerji verimliliği gerektiren sorunsalların arasında yerini aldı bile. Ceplerimizdeki telefonlar Afrika’nın en barışçıl canlıları olan gorillerin hayatına mal oluyor. Lütfen akılınızı çelen yeni telefon modeline bir de bu gözle bakın...

İsterseniz mucize bekleyenleri biraz olsun umutlandıran teknolojik çözüm adaylarını kısaca gözden geçirelim.

CCS - Carbon Capture and Storage (Karbon tutma ve depolama) teknolojisi henüz olabiliriliği tartışmalı bir proje. Nasıl yakalayacağımızı bilsek bile nereye ne kadarını gömebileceğimizin, haydi bunu başardık diyelim sızıntı olmayacağından nasıl emin olabileceğimizin kesin yanıtları yok. Ayrıca bu işlemleri yapmak için gereken enerji için yapılan salımlar, tutulan karbonu pek de karşılayacak gibi durmuyor. ABD’de uygulamaya geçirilmeye çalışılan toplam iki proje var. Raporlara göre birisinde bütçe aşımı milyarlarca doları buldu ve bitemiyor. Diğeri tam bütçesinde, finansmanı da var ve ilerlemesi iyi ama oksimoron bir şekilde enerji santralında üretilen CO2 dev kulelerde tutulup temizlenecek ve ömrünün sonuna gelen kuyulara basılarak kalan petrol çıkartılacak! Tabii finansmanı petrol şirketleri sağlıyor. Parasal yönden sorunu olmayan bu projenin ekolojik anlamsızlığını sanırım daha fazla yazmamıza gerek yok.

Geo-engineering yaftası altında atmosfere yapılması düşünülen bir takım mühendislik müdahaleleriyle iklim sistemi üzerinde değişiklikler yapmak ve sera etkisini hafifletmek için yapılan öneriler de diğer mucize adayları. Yani tam anlayamadığımız, doğru dürüst modelleyemediğimiz karmaşık sistemlere müdahale etmekten medet ummak! Bilim de, teknoloji de dogma değildir ve kendini yanlışlayarak ilerler. Popüler anekdotla, mühendis kişi neyi yanlış yaptığını ve nasıl düzelteceğini bilendir. Bu tür acemi tanrılardan yerküreyi ve insanlığı kim koruyacak, orası belli değil.

Biyoteknolojik alan itiraf etmeliyim ki benim de mucize beklediğim alanlardan birisi. Örnek olarak büyük çapta fotosentez yapabilecek biyolojik veya elektro-kimyasal sistemlerle atmosferden karbon emmek şeklinde özetleyebileceğimiz bu teknolojik beklentiler henüz laboratuvarlarda araştırma konuları olmaktan ileri gidemiyor. Ayrıca verimlilikleri de soru işareti. Bu işi kusursuz şekilde yapabilen bitkiler, ağaçlar, ormanlar, bakteriler varken yapayını üretmeye çalışmak ne kadar akıllıca? Eminim saldıklamızı toplamak için gerekecek alan, malzeme, enerji gibi yine kaynak gereksinimleri açısından birden fazla dünya gerektirecektir.

Daha akıllıcası ormansızlaştırmaya dur demek ve karbon yutakları olan ağaçları çoğaltmak değil midir? Ancak bu hızla seragazı salmaya devam edersek dikilmesi gereken ağaç sayısının yüzlerce milyar düzeyinde olduğu hesaplanıyor ve iklim değişikliği bu biyolojik sistemlerin yaşamsallığına tehdit oluşturuyor. Yani bu konuda da umut fakirin ekmeği olmaktan ileri gidemiyor.

Şehirlerimizin sorunlu büyümesi sonucu vazgeçemediğimiz kötü alışkanlığımız olan kişisel araba merakımızı da elektrikli arabalarla çözmeye çalışıyoruz. Aslında bu çarpık büyümenin başlangıcında da arabalarımız var. Bizler elektrikli arabaların sınırlı menzillerini henüz pek de beğenmiyoruz. Arabalarımızı hangi kaynaktan ne kadar salımla ürettiğimiz elektrikle şarj edeceğimiz bir yana bu şarjı tutacak pil teknolojileri, pilleri üretmek için gerekli kaynaklar da çözüm bekleyen sorunlar arasında. (Bu arada güneş panelleriyle elektrik üretmek de aynı sorunlardan sıkıntılı). Alternatif olarak hidrojen yakıtlı veya yakıt hücreli arabalar var ama hidrojeni hangi enerjiyle üreteceğimiz yine bizi baştaki soruya götürüyor.

Belediyelerin çöp dağları da enerji üretmek için sağlam bir kaynak olarak görülüyor ve uygulamalar çeşitlenerek yaygınlaşıyor da kimse çıkıp “Niye çöp üretiyoruz?” diye sormuyor.

Burada bir kısmını ele aldığımız teknolojilerin ve bilimsel araştırmaların hepsi sorunlu ve sorunun nedeninden çok sonuçlarını çözmeye odaklı. Yani hepsinde aynı hatalı paradigma var: Salımlar yapılmak zorunda, çözüm bulmak gerek. Peki salmasak? Tüketmesek? Çöp çıkartmasak? Yanıtı biz bireylere dokunan sorular ve vazgeçmek, değişiklik yapmak zor geliyor. Bu nedenle de tükettikçe dünya, tüketmezsek yanlış yapılanmış ekonomi batıyor. İçinde yaşadığımız ekosisteme yabancılaşmanın, insanlığın her şeye hükmedebileceği yanılgısının acı sonucu. Evet, faydalı ve kullanılabilen teknolojiler de var. Ancak verimlilikleri, kapasiteleri sınırlı veya gözlem yapmak sonuçları ölçmekten ileri gidemiyor.

Kısacası mucize bekleyecek zamanımız yok! Aslında elimizde mucize bir çözüm de yok! Çözüm bizim elimizde. Bu yaşamsal sorunu ancak bireysel davranışlarımız ve alışkanlıklarımızı değiştirerek karbon, su, kimyasal, fosil yakıt kaynaklı ayakizimizi en aza indirmekle; binalarımızı ve endüstriyel etkinliklerimizi yeniden ekoloji dostu olacak şekilde yapılandırmakla ve eko-sorunlu olan ekonomik modellerimizden vazgeçmekle çözebileceğiz. Yoksa 2 derecelik ısınmayı çok geçmemek mucize olacak.